Kaldığımız yerden devam edelim bari..
İlerleyen günlerde, arkadaşımla en yakın arkadaşına ziyarete gittik..
Akşam üzeri bizi Serkan almaya geldi..
Arabanın içinde uzunca bir süre ne yesek, ne yemeli tartışması sürdü..
Gözler benim üzerimdeydi, ben ne dersem o olacaktı çünkü..
Serkan ve Hilal ciğer yemek istiyordu, bizim kız ise cırcır olurum diye yemek istemiyordu. 
Ben bizim kız ne derse o dedim ama, bizimki Serkan’a kıyamayıp ciğerden yana kullandı oyunu..
İyi de yaptı hani, neden diye sorarsanız Edirne’ye gidipte meşhur “tava ciğeri” yemeden dönmek olmazdı..
Bizimkilerin daim yerine gitmek için yola koyulduk, dükkanın önüne gelince bu ne bee dedim.. Lokantanın önüde içi gibi kalabalıktı..
Eee iftar vakti normaldir dedim..
Ama biz yinede bir içeri dalarım dedik..
Dalmamızla birlikte lokantanın girişinde duran abimiz Serkan’a yönelerek “canım bi 10-15 dk sonra gelin” dedi.
Tabi biz koptuk o dakkada, Serkan ve canım.. 
Süperdi valla.. 
Çarşıyı bir iki turladıktan sonra, ciğercimize tekrar gittik..
Ama o ne dışarıda bekleyenlerin sayısı iyice çoğalmıştı..
İçerisi de arı gibi çalışıyordu..
Hayatımda ilk defa böyle bir yerle karşı karşıya kalmıştım..
1-2 dk beklemeden sonra, 8 kişi alalım dedi içeri, aynı görevli, biz hemen daldık içeri..
Yaa nasıl bir sistem kurmuşlar anlamadım, ciğer salonu çok dar olmasına rağmen garsonlar arı gibi çalışıyorlar takdir ettim valla..
Garson siparişimizi almaya geldiğinde bile o kadar seri konuşuyordu ki hızına yetişmek ne mümkün..
Çok pişmiş istedik ciğerimizi, öylesi daha güzel oluyormuş valla..
Ciğerlerimiz masaya geldikten sonra yanına ilaveten acı biber kızartması da geldi, ama biberi resmen kurutmuşlardı ve bana göre hiç değildi..
Yemeğe başladıktan sonra bizim kız hızlı ye bak önünden tabağı alırlar diye bana baskı uyguluyordu.. Malum ben çok yavaş yerim dee.. 
Valla o bir porsiyon ciğeri nasıl yedim bir Allah bilir bi ben bilirim..
Ama hakkını verelim porsiyon ve serviste elleri boldu işletmenin..
Bizim kızada B12 vitamini iğneleri yaramış olsa gerek, tabağındakileri sildi süpürdü.. 
Çıkışta elimizi cebimize atmayan Serkan’a da buradan bir kez daha teşekkürler..
Çıkış dedim de aklıma bişey geldi..
Çıkışta kasanın başında, bizi karşılayan o görevli bekliyordu..
Serkan hesabı ödedikten sonra, adam “tekrar bekleriz canım” dedi, bizimkisi de “iyi günler canım” diyerek karşılık verdi.. 
Hesabıda eksik almış zaten, bizede bolca kolonyalı mendil ve şeker vermesinden bişeyler döndüğünü sezmiştik zaten.. 
Neyse yaa, sözün kısası Edirne’ye yolunuz düşerse Aydın tava ciğer salonunda ciğer yemenizi tavsiye ederim. Ben çok beğendim, eminim sizde beğenirsiniz.. 
***
Edirne’den Perşembe günü dönmeyi planlıyorken, bizim kızı kıramayıp Cuma günü dönmeye karar verdim..
İstanbul’a bilet ayırtmak için Perşembe günü çarşıya indik..
Hazır çarşıya inmişken biraz daha dolaşalım dedik..
Şansımıza da o gün hava yağmurluydu..
Kendimizi birden “Ali Paşa Çarşısı"na atıverdik..
Çarşı İstanbul’da ki Kapalı Çarşıya benziyor ama daha küçük..
92 Yılında çarşı tamamen yandıktan sonra tekrar restore edip kullanıma sokmuşlar..
Çarşıya ilk girdiğimde yine dikkatimi Misk Sabunları çekti..
Yaa dedim gelmişken bir sepet daha alayım anneme, malum sever böyle süslü şeyleri..
Evin içi doldu taştı valla.. 
Ve önceki aldığım sabun sepetinden, daha ucuz fiyata bir sepet meyve sabunu aldım..
Ama bunlar ilk aldığım gibi kokmuyorlarmış.. 
Sabunları alırken 2 tane çok küçük olanlardan Aynalı Süpürge aldım..
Birini arkadaşıma benden hatıra bıraktım.. (Edirneli evinde aynalı süpürge yok..
)
***
Ali Paşa Çarşısı’ndan çıktıktan sonra, ıslana ıslana ve ayrıyetten koştura koştura ve de bizim kız bizi Eski Camii yerine, Selimiye’ye sokmak üzereyken benim nereye dememle kendisine gelmesi ve “Eski Camii” ye kendimizi atmamız..
Eski Camii’yi girer girmez burada sanat kokuyor dedim..
Dışarıdan bakılınca küçük bir cami görünmesine rağmen içi bir o kadar geniş ve ferah..
Cami Çelebiler döneminde yapılmıştır..
Mimar Sinan’a haksızlık etmiş gibi olmak istemem ama, Eski Camii’yi sanat bakımından mükemmel bir cami..
Ve gördüğüm camilerden bana göre en güzeli.. 
Eski Camii’de, Selimiye’den fazla kaldık, 1 saate yakın hocanın güzel sesinden Kuran-ı Kerim dinledik..
Çok güzeldi.. 
***
Edirne’de gezecek daha çok yer var tabi, bazı yerlerde restorasyon çalışmaları için gidemedik..
Bazı yerler uzak diye tek başımıza gitmeye çekindik..
Ama gördüklerim bana yeter ve artar..
Yolunuz Edirne’ye düşerse, gezecek çok yer var..
Her yer tarih kokuyor buram buram..
En son “Trabzon Sümela Manastırı”nı görünce içim içime sığmamıştı, şimdi listeme yenilerini ekledim..
Aklıma geldi hakkını yemeyelim “Topkapı Sarayı” da beni çok büyülemişti, ordaki hazineleri çalmayı planlamıştım.. 
Ah ne günlerdi onlar, ağzımın suyu aka aka "Kaşıkçı Elması"na seyre dalmıştım.. 
Güzel günlerdi vesselam..
***
Cuma günkü, İstanbul’a dönüş maceramı anlatmayacağım..
Yeter daa bu kadar..
Hadi cümleten baş baş..
Bitti..







