İstanbul’a gelmiş bulunmaktayım.. 
Kurtulamadım valla bu şehirden..
Taşı toprağı altınmış, ama yaşayan nedense o altını göremiyor..
Neyse, İstanbul’da yaşama derdini bırakalım, gelelim Edirne’de geçirdiğim günlere..
Öncesinde peşimizi aksilikler bırakmadı.. 
Bir gün öncesinden sistemde hata olduğu için ayırtamadığımız biletlerimizin telaşıyla, Kartal’daki Radar Turizm bürosuna gitmek için evden çıktık..
Büroya gidince, görevli bilet satışı yapamayacaklarını, çünkü seferin iptal olduğunu söyledi..
Başka firmalara yönlendirmek istedi, ama beceremedi, neyse sinirlenmiyeceğim.. 
Bürodan çıktıktan sonra, caddenin karşısında Pamukkale firmasına ait yolcu servisi gördüm, arkadaşıma gel bari şuna binip Harem'e kadar gidelim, oradan bineriz bir otobüs firmasına dedim..
İyi ki de demişim..
Servisin önüne gelince, bi baktım Pamukkale bürosunun camında Radar Edirne yazıyor, hemen içeri daldık tabi, sağolsun görevli iyice ilgilendi bizle, en sonunda biletimizi alabilmiştik..
Bir gün öncesinden konuştuğumuz görevlerininde bu kişi olduğunu öğrendik, ve diğer firmada ki adama iyice bi küfür ettik içimizden..
En sonunda bizi Harem’e götürecek yolcu servisimizde gelmişti, arkadaşımla güle oynaya giderken, aniden telefonum çaldı, (aniden demeyelim, normal bu aniden çalma durumu..) kim olabilirdi ki bu, tabi bizimle gelemeyen Çido’ydu..
Gülerek “ben eniştemin arabasını duvara çarptım” diyordu akıllım..
“Ha aferin aferin dedim, direksiyon sınavından nasıl geçeceksin sen bu gidişle” dedim, dediğime bakmayın geçti geçti! 
Neyse en sonunda Harem’den otobüse bindik ve ilk durak Esenler’e vardık, varmaz olaydık, otobüs tıklım tıklım oldu bee..
Arka koltuğa adamın biri bi oturdu, çeneyi bi açtı, Çerkezköy’e kadar susmak bilmedi, sustuğu zaman arkamı bi dönüp bakayım dedim, adam uyumuş..
Ön koltukta ise bir genç kız vardı, o da çekti perdeyi uyudu, (insan uyur mu bee..) uyandığı zamanda makyaj yapmaya başlamış.. Tabi ben tam arkasında oturduğum için göremiyordum, yanımda oturan arkadaşım anlatıyordu, bende verdim fotoğraf makinesini çek şunu yoksa çatlayacağım..
Çekti, gördüm ve rahatladım.. Ama bizim kız bu işi sevmiş olsa gerek çekmeye devam etti, ta ki kız bu durumu fark edene kadar..
Eee biliyorum bizde normal değiliz, hele bir İsmail Ayaz olayımız var anlatsam burada olay olur valla..
Resmen film çekmiştik otobüste.. 
İstanbul- Edirne arası duraksamalar dahil 3,5 saat sürüyormuş..
Ben bu ayın başında İstanbul’un farklı yakalarındaki bir ilçeye ulaşmak için 3,5 saatte yolda kaldığımı bilirim..
Şimdi hangisi daha yakın ve uzak.. 
Edirne’ye vardığımız da saat gündüz 4 gibiydi..
Otogar’dan indikten sonra, şehre inmek için minibüse bindik..
Ve yine İstanbul’da bizi kazıkladıklarını gördüm, görmez olaydım..
Nereye gidersen git Edirne içinde minibüs ücreti 50 kuruş..
Yahu ben evimin önünden iki adımlık yere 1.20YTL veriyorum..
Tabi önceden orda da 1 YTL tam, 750 kuruş öğrenciymiş, 2 firmanın rekabeti yüzünden ücretler yarıya düşmüş..
Ve dikkatimi çeken bir nokta ise minibüslerin T.Ü.’nin içine rahatlıkla girebildiklerini ve yolcu topladıklarını gördüm..
Üniversiteden çıktıktan sonra, yolumuza devam ettik..
Ben saf saf sağa sola bakarken arkadaşım beni dürttüğünü fark ettim.
“ Fotoğraf makineni çıkar şimdi sana bişey göstereceğim” demesine kalmadan, o güzellikle karşılaştım..
Ve ağzım açık kaldı..
Devam edecek..
