29/9/2007

Ve hala ağzım açık bekliyorum..

Neyse cıvıtmadan konuya geri döneyim..

 

Gördüğüm karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim..

Selimiye Camii tüm görkemiyle, sanki bizi karşılıyordu..

 

Uzaktan Selimiye Camii

Mimar Sinan’ın ustalık eserinin bu kadar görkemli bir yapı olduğunu hiç ama hiç düşünmemiştim..

Şehrin en yüksek noktasına inşa edilmesi ve sanki 2 minaresi varmış izlenimi vermesi, beni çok şaşırtmıştı.. ( Uzak bir noktadan bakınca, hep 2 minaresi görünüyormuş.. )

 

Üzerimden şaşkınlığımı atamadan eve gelmiştik en sonunda, akşam için neler yapabiliriz diye düşüp karar verdikten sonra, aradan 2 saat geçtikten sonra kendimizi başka bir mekanda buluverdik..

3-4 günlük kayıp zaman mı desem, yoksa böyle olması gerekiyor mu desem, ya da ben bişey demeyim boşver..

 

***

 

Pazartesi harç parasını yatırmak için evden çıkmıştık, bu fırsatla Selimiye Camii'ni gezelim dedik..

Selimiye Camii’nin ilk girişinde satıcılar Edirne’ye özgü hediyelik eşyalar satıyorlardı..

İlk dikkatimi çeken meyveler oldu. Ama yaklaştıkça yanına onların meyve değilde başka bir şey olduğunu düşündüm..

Düşündüğüm şey doğruymuş, Edirne’ye özgü “Misk Sabunları” imiş..

Satıcıya dönüşte alacağım dedikten sonra, Selimiye’nin avlusuna çıktık..

 

Avlu’da biraz turladıktan sonra, camiyi gezmek için içeri geçtik..

Benim suratımda yine şaşkın bir ifadeyle caminin içinde kendimi kaybettim..

Kutbenin bu kadar büyük olacağını tahmin etmemiştim..

Arkadaşım, sana bir şey göstereceğim demesiyle biraz kendime gelip, göster bakalım dedim..

Kutbenin hemen altındaki “Müezzin mahfeli”nin ( ismini sonradan öğrendim..) sol mermer sutunundaki  ters lale motifini gösterdi.. Bende bu millet ne arıyorlar o sutunun altında diyordum kendi kendime..

Böyle bir motif olduğunu daha önceden bildiğim halde, nedense benim hiç aklıma gelmemişti..

 

Arkadaşım bir rehber edasıyla bana “ters lale” nin hikayesini anlattı..

Hikaye şöyle;

 

Sinan, caminin yapılacağı en yüksek yeri bulmuş..

Caminin yapılması düşünülen yerde lale bahçesi varmış..

Bahçenin sahibi ise aksi sert bir kadınmış..

Zar zor büyük paralar karşılığında arsasını satmaya karar vermiş ama bir şartım var demiş..

“Benim için camiye lale bahçesini sembolize edecek bir lale motifi yapacaksınız” demiş..

Sinan kabul etmiş..

Mermer sutuna, bahçe sahibi için ters bir lale motifi yaptırmış..

Bu ters lale, o kadının aksiliğini simgeliyormuş..

 

Hikaye doğrumu diye sorduğumda, halk arasında böyle biliniyormuş..

 

Bir başka detay ise, minarelerin her biri 3 şerefeli olması ve bu şerefelere giden yolların da 3 yollu olmasıdır.

Birinci yol birinci şerefeye, ikinci yol ikinci şerefeye, üçüncü yol üçüncü şerefeye gidermiş..

Ve aynı minarenin şerefelerine çıkan kişiler birbirlerini görmezmiş..

Sadece 2 minare de bu özellik varmış..

 

Neyse anlatacak çok şey var ama, kısa tutsam iyi olacak..

Camiyi gezdikten sonra, sabunları almak için satıcının yanına gittim..

Sabun sepetini aldıktan sonra gözüme “Aynalı Süpürge” çarptı, süs olarak kullanılanlardan bi tane aldım..

 

***

 

Akşam ise bizim kız ayaklanmış olsa gerek seni Kipa’ya ( alışveriş merkeziymiş, ilk duyduğumda o ne ki demiştim.. ) götüreyim dedi..

Eee götür madem dedikten, sonra yola koyulduk..

Kipa’ya girdikten sonra, ne içersini ne yersin telaşına girdi bizim ki..

Ben pek dışarıda yemek yiyen bir tip olmadığım için, gerek yok dememe rağmen, ısrarlar üzerine bi çay içeriz dedim..

 

Fortunato diye bir yere daldık, bizim kız yine “bak kahve alalım, yanına pasta falan” demeye başladı..

“Yok istemem ben, hem böyle yerlerde pahalı olur” dedim..

“Ne pahalı olacak bee” dedi bizimki de..

Ama ben ısrarla çaydan başka bişey istemem dedim..

İyi ki istememişim..

Bizim kız ne kadar çay deyince, garson 2Ytl dedikten sonra, bizim kızın gözlerindeki “yuh bee” anlamını ben o dakkada çıkardım..

Arkadaşıma dönüp ben sana demiştim diyerek pis pis güldüm..

 

 2 Ytl'lik çay :) içine düştüm yaa :)

 

Daha sonra mönüyü elime alıp fiyatları incelemeye başladım..

Bizim gibi züğürtleri aşar bu dedim..

 

 

Ve verilen para ziyan olmasın diye çayın son damlasına kadar içtik..

Reziliz valla..

 

Kipa’dan çıktıktan sonra, Serkan’ın iş yerine gittik, ben hayatımda ilk kez duran bir motorun üzerine bindim..

Binme ne binme ama, yıkılıyordu her yer..

 

***

 

O günüde öyle bitirivermiştik en sonunda..

 

 

Devam edecek..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yazan : <%CommentAuthor%> <%CommentAuthorIP%> Hain Kadın Saat :
Kategori : Gezelim Gorelim Yazıyı Gönder | Yorum (3)
Yorum Yaz!
Yorumlar:
:)
"...' kişiye;

İlk başta tanışıyormuyuz?
"..." yerine isminizi yazsanız daha iyi olur hitap acısından..
Film yapma konusuna gelince, yeterli bütçeyi karşılacak bir enayi bulursak neden olmasın, hem bize de eğlence olur.. :))

-----------

"Landoro'ya;

Sadece cami için bile gidilir..
Cami için gidersin, bi bakarsın gezilecek çok yer varmış dersin..

Çaya gelince, tavşan kanıydı, ama çabuk bitti..
Lezzetine gelince, ben bişey anlamadım..
Anca bir demlik çay olacak önümde öyle..:D


Yazan : hainkadin Saat : , 29/9/2007 | Yazı Linki | |
Aaah eveet.. :(
Şu camiyi görmeye Edirne'ye gitsem çok mu abes olur acaba yaa?..
Allah nasip eder inşallah, çıraklığıyla mimarlık sınırlarını zorlayan bir insanın ustalığını gözlerimle görürüm..

Sinan'ın gerçekliğinden şüphe edenler varmış diye duydum..
Buyrun gidip görün.. :)
Dünya üzerinde bir başka kula nasip olamayacak bir mimari anlayış..

Çok canım çekti yaa.. :(

Bu arada çay görüldüğü kadar lezzetli miydi merak ettim..
Işıktan mıdır nedir, tavşan kanı görünüyor..
Yazan : landoro Saat : , 29/9/2007 | Yazı Linki | |
2.bölüm...
Selimiye Camiisi... Mimar Sinan'ın ustalığının eseri... nasip olurda inşallah bir gün bizde görürüz.... devamını sabırsızlıkla bekliyorum:))...ben sana dedim biz bunu film yapalım:)...
Yazan : ... Saat : , 29/9/2007 | Yazı Linki | |