Yılın ilk yazısını yazma şerefinde bulunuyorum..
Aslında daha önce iki kere başka konular hakkında yazma girişiminde bulundum ama bazı durumlar yüzünden vazgeçmiş oldum..
Neyse gelelim bu yazımın konusuna..
Ya beni reel hayat tanıyan insanlar çok iyi bilirler ne kadar inatçı ve sinir olduğumu..
Sinirli tarafımı yatağımın altına saklayarak, asıl meseleme geri dönmek istiyorum..
Geçen sene büyük bir zevkle aldığım kitabı bu sene bitirmiş bulunmaktayım..
Nerede burada inatçılık diyen olabilir -ki olmayacaktır biliyorum, sözün gelişi işte konuşuyorum- neyse inat edip kitabı en sonunda bitirme şerefine ulaştım..
Bir insan bir kitaba ancak bu kadar eziyet edebilir bence, ilk okumaya başladığımda yaklaşık 40-45 sayfa okuyup sonra kitabı dinlendirmeye bırakmıştım..
Gerçi huyum kurusun beğenmediğim kitabı okuma isteği olmaz bende, öyle her şeyide okumam ve de daha da elime almam..
Ama bu kitabı okumak için inat ettim, inatçılığımı yeni aldığım 3 kitaba da yansıttım..
Bu kitap bitmeden, diğerlerine başlamayacaktım..
Kitabı bitirdiğimde de burada kendimi rezil edecektim.. Ahanda ediyorum.. 
Ve geçtiğimiz ay tekrar başa alıp okumaya başladım.. Ve de o ilk okuduğum zamanda ki okuduğumu anlamama durumu ortadan kalkmıştı..
Demek ki, o zamanlarda ki ruh halimden kaynaklanıyordu bu durum..
Güzeldi, beğendim ve yine takdir ettim Tuna Kiremitçi’yi..
İlk okuduğum romanında ki tadı alamadığımı söyleyeyim..
“Git kendini çok sevdirmedeni” neredeyse 1-2 günde bitirmiştim..
Bilmiyorum belki o zamanlar çok okuyan biri olduğum için böyle hızlı bitmişti..
“Bu işte bir yalnızlık var” adlı romanı bu kadar şanslı olamamıştı ne yazık ki.. Ama biliyorum bütün suç bendeydi..
Gerçi kitabımı bitirip, okumak için bekleyen arkadaşlarım için müjdeli bir haber olacağına inanıyorum..
Tabi buraya gelip okurlarsa, gerçi biri ara sıra okuyor..
Benden bu kadar..
Baş baş..